31 Mart 2013 Pazar

ŞAKA İLE İLGİLİ HADİS-İ ŞERİFLER



Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivayete göre, o şöyle demiştir: “Ey Allah’ın Resûlü sen bizimle şakalaşıyorsun olacak şey mi bu! Dedik. Bunun üzerine buyurdular ki: “Ben şakalaşırken bile ancak gerçekleri ve doğruları söylerim.” (Tirmizi, Birr, 57)



“Kul şaka ile de olsa yalanı, doğru bile de olsa mücadele ve münakaşayı terk etmedikçe, tam inanmış bir mümin olamaz.” (Taberânî)

Allah Resulü (asm) buyurdu:
“İnsanları güldürmek için yalan yanlış konuşan kimsenin vay haline! Onun vay haline! Onun vay haline!”
(Ebû Dâvud, Tirmizi) 

Abdullah'tan (ra) rivayet edilmiştir:
“Ne ciddî yerde, ne de şaka olarak yalan uygun düşmez.”
 (Buhari) 



“Ben şaka ile de olsa, yalanı terk eden kimse için, cennetin ortasında bir köşke kefilim.” (Tirmizi, İbn-i Mace, Ebu Davud) 
“Ben, haklıyken bile çekişmeye girmekten kaçınan kimse için cennetin kenarından; şakadan da olsa yalan söylemeye yanaşmayan kimse için cennetin ortasından, huyunu güzelleştiren kimse için de cennetin en yükseğinden bir köşk verilmesine kefilim.” (Sünen-i Ebu Davud)  

ORTAYA KARIŞIK PAZAR GÜNÜ




DÜN BÜYÜK KIZIM BANA GÜZEL BİR SÜPRİZ YAPTI.BU ARALAR MUTFAKDA FAZLA UĞRAŞIYORUM DİYE BANA GÜZEL BİR MUTFAK ÖNLÜĞÜ ALMIŞ.ÇOK SEVİNDİRDİ BENİ


 AKŞAM ÇOCUKLARA BİRAZ NAZLANDIM.BEN BİRİNCİ SINIFTAN İTİBAREN ANNEMLERE PAZAR KAHVALTISI HAZIRLARDIM BİR HAZIR KAHVALTI GÖRMEDİM SİZDEN DEDİM.BÜYÜK KIZIM MESAJIMI ALMIŞ VE SABAH MÜKELLEF BİR KAHVALTI HAZIRLAMIŞ BİZLERE.BU ARADA İLK KEZ YEDİĞİM DOMATES ÜZERİ KAŞAR ÇOK ÇOK LEZZETLİ OLMUŞTU.


DÜN BLOGLARI GEZERKEN SEVGİLİ NİLGÜN'CÜĞÜMÜN BLOGUNDAMAKARON TARİFİNİ GÖRÜNCE YAPABİLİRİM GİBİ GELDİ.KOLLARI SIVADIM GİRDİM MUTFAĞA



 HİÇ OLMADIĞIM KADAR İTİNA EDEREK BÜTÜN MALZEMMELERİ GRAMI GRAMINA ÖLÇTÜM BİÇTİM,BÜYÜK BİR KEYİF İÇİNDE EEEE
SONU NE Mİ OLDU?
HÜSRAN.OLMADI MALESEF.BURDAN HEP BAŞARI ÖYKÜLERİ ANLATACAK DEĞİLİZ YA HAYATTA BAŞARISIZLIKLARDA VAR.BAŞTA HİÇ PROBLEM YOKTU GAYET GÜZEL KAR KÖPÜĞÜM OLDU NE ZAMANKİ BADEM UNU İLE OLAN KARIŞIMI KOYMAYA BAŞLADIM KÖPÜĞÜM SÖNDÜ.BU SAATE KADAR NEDEN OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜM ,SİZE BUNLARI YAZARKEN AKLIMA BİR ŞEYLER GELDİ AMA NİLGÜN HANIMA BİR SORMAM LAZIM.

  
TABİ CANIM ÇOK SIKILDI BENDE DAHA ÖNCE ÖRMEYE BAŞLADIĞIM ÇİÇEKLERİMİ BİRLEŞTİRMEYE BAŞLADIM.AMA AKLIM HALA MAKARONLARDA:)
EEEEE BU GÜZEL HAVADA EVDE OTURURSAM OLACAĞI BU.
HER NEYSE SEYYAH BİR GÜZEL PAZAR GÜNÜNÜ DE BÖYLE GEÇİRDİ İŞDE.

30 Mart 2013 Cumartesi

HÜNKAR BEĞENDİ



EFENDİM HÜNKAR BEĞENMİŞ MİDİR BEĞENMEMİŞ MİDİR BİLEMEM AMA BİZİM EVİN HÜNKARI BEĞENDİ.HATTA HÜNKARIN ŞEHZADESİ VE SULTANLARI DA BEĞENDİ VE DAHİ HÜNKARIN KOMŞULARI DA BEĞENDİ :)
KENDİMİ MUHTEŞEM YÜZYILA FAZLA KAPTIRMIŞIM GALİBA HER NEYSE LAFI UZATMADAN BEN YEMEĞİN TARİFİNE GEÇEYİM EFENDİM.

HÜNKAR BEĞENDİ

GEREKLİ MALZEME TAS KEBABI İÇİN 


  • 500 gr. kuşbaşı dana eti
  • 2 soğan
  • 2 domates
  • 1 tatlı kaşığı domates salçası 
  • Yarım çay kaşığı sıcak su
  • Karabiber
BEĞENDİ İÇİN


  • 2 patlıcan 
  • 2 yemek kaşığı un
  • 2 yemek kaşığı tereyağı
  • 1,5  su bardağı süt
  • 50 gr. kaşar peyniri
  • Tuz

YAPILIŞI

Kuşbaşı et, küp doğranmış soğan ve salçayı yüksek ateşte 2 dakika kavurun. Domateslerin kabuklarını soyup mutfak robotunda ezin. Tarçın, karabiber, domates ve sıcak suyu ilave edin.
Suyunu çekinceye kadar pişirip ocağın altını kapatın. Patlıcanları közleyip kabuklarını soyun. Çatalla ezerek püre haline getirin. Un ve tere yağını bir tavada kavurun. Patlıcan püresini ve tuzu ilave edin. Sütü ilave ederek hızlıca karıştırın. Ocağı kapatıp rendelenmiş kaşar peynirini ekleyin. Hazırladığınız beğendi yi servis tabağına alın. Üzerine tas kebaptan paylaştırın. Arzu ettiğiniz şekilde süsleyin.Ben ince kıyılımış maydonoz ve domates ile süsledim
Bu aralar bir hamaratlık var bende ama hayırlara gelsin inşallah:)

SEYYAH HAYIRLI AKŞAMLAR DİLER

29 Mart 2013 Cuma

SİRKELİ KURABİYE

                           TATLI DESEM TATLI DEĞİL TUZLU DESEM TUZLU DEĞİL
                                                                KURABİYE


Kasımpaşalı arkadaşlarımızla toplandığımızda müthiş bir kurabiye yemiştik ama çeşit o kadar çok tu ki onu anlatmaya sıra gelmemişti.Ogün bu gündür aklımda idi yapmak kısmet bu güneymiş,

MALZEMELER
250 GR TEREYAĞ
1CAY BARDAĞI SIVIYAĞ
1TANE YUMURTA SARISI
YARIM ÇAY BARDAĞI ŞEKER
1TUTAM TUZ
2YEMEK KAŞIĞI SİRKE
1TANE KABARTMA TOZU
ÜZERİ İÇİN YUMURTANIN SARISI VE ÖREK OTU



Tarifimiz bu kadar yalnız ev hali bu gün benim tere yağ 100gr kalmış bende gerisini margarin ile tamamladım.Çörek otunuda unuttum.(Bu bir itirafdır)Yalnız lezzeti gayet güzel oldu.Bunda mütevazilik yapamayacağım:)



Bunlarda apartmandaki ikizlerimiz iin yaptığım şekiller .Hello kity ilk defa denedim tuzlu kurabiyeye pek yakışmadı her halde.Ama onun iin çok yakın zamanda yeni projelerim var.şeker hamurlu yapmayı düşünüyorum ama gıda boyası kalemi almam lazım.Detayları iin henüz alamadım.Her neyse yine çenem düştü ben kaçayım artık.Bu gün epey yoruldum ayaklarıma kara sular indi.Onun için şimdi istirahat zamanı
                                                        
                                                      HEPİNİZE HAYIRLI GECELER

KADIN ESERLERİ KÜTÜPHANESİ



BOL RESİMLİ BİR POSTA HAZIRMISINIZ .HADİ BUYRUN.BU GÜN SIRF SİZLER İÇİN DERE TEPELER AŞTIM,BOĞAZI GEÇTİM ,BALAT FENER İSKELESİNİN ORADA BULUNAN KADIN ESERLERİ KÜTÜPHANESİNİ ZİYARETE GİTTİM.BU KÜTÜPHANE AŞKI NERDEN ÇIKTI DERSENİZ MALUM BU HAFTA KÜTÜPHANE HAFTASIYDI EFENDİM(25mart 31mart)
BENDE BUNU FIRSAT BİLİP UZUN ZAMANDIR ÖNÜNDEN GEÇERKEN MERAK ETTİĞİM BU KÜTÜPHANEYİ ZİYARET EDİP SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM



KÜTÜPHANEMİZİN DIŞARIDAAN GÖRÜNÜŞÜ BÖYLE.İÇİ GİBİ DIŞININDA NOSTALJİK BİR GÖRÜNTÜSÜ VAR.


MERDİVENLERDEN YUKARI ÇIKARKEN EPEY HEYECANLANDIM.YILLAR VARKİ KÜTÜPHANEYE GİTMEMİŞİM BİRDE BU KÜTÜPHANE ÖZEL BİR KÜTÜPHANE OLUNCA İNSAN DAHA DA BİR HEYECANLANIYOR.


ALLAHTAN KÜTÜPHANE DE GÖREVLİ OLAN GÖNÜL HANIM ÇOK TATLI ÇOK İLGİLİ BİR HANIMEFENDİ.HİÇ YABANCILIK ÇEKMEDİM.


 KAPIDAN GİRER GİRMEZ KARŞILAŞTIĞINIZ MANZARA BU .TABİ ÜST KAT İÇİN.SAĞ TARAFDA OSMANLICA DAN TÜRKÇEYE ÇEVRİLMİŞ KADIN DERGİLERİ VAR SOLDA GÜNÜMÜZDEDE OLAN KADIN DERGİLERİNİN STANDI.


 BEN DERGİLERİN ORJİNAL HALİNİ GÖRMEK İSTEDİM BU DA O SAYFALARDAN BİR TANESİ.KONU HİÇ BİR ZAMAN DEĞİŞMİYOR BAYANLAR İÇİN MODA






ÇOK KEYİF ALDIM ORADA OLDUĞUM SAATLER İÇİNDE.KAH DERGİLERİ KARIŞTIRDIM,KAH MEKANIN HAVASINI İÇİNE ÇEKTİM.
 SONRA TEKRAR YOLLARA DÜŞTÜM.BU GÜN YİNE ARABAYI ALMADIM BAHARA GİRİŞ YAPMAK İSTEDİM VAPURDA MARTILARI SEYREDE SEYREDE
DÖNÜŞ İÇİN EMİNÖNÜ NE DÖNDÜĞÜM ZAMAN KARNIMIN EPEY ACIKTIĞINI HİSSETTİM.BALIKÇILARDA ÇOK CAZİP GÖZÜKÜYOR Kİ AMA CESARET EDEMİYORUM YOK TEMİZMİDİR,YOK HİJYENMİDİR.AÇLIK BASKIN ÇIKTI ÇEKTİM BESMELEYİ YUMULDUM EKMEĞE.YANINADA TURŞU SUYU OHHHH SEFAM OLSUN EFENDİM.


GÜZEL BİR İSTANBUL GÜNÜNDEN DÜNYANIN DÖRT BİR YANINA SELAM OLSUN
          GÜZEL BLOGCANLARIM İYİKİ VARSINIZ
                         HAYIRLI AKŞAMLAR

ECDADIN DİLİ OSMANLICA


HAYIRLI CUMALAR



BİR İNSANIN NASIL GÜLDÜĞÜNDEN TERBİYESİ
NE YE GÜLDÜĞÜNDEN AKIL SEVİYESİNİ ANLARSIN

28 Mart 2013 Perşembe

ÇOK GÜZEL BİR HİKAYE


"SEN DE DEDEM GİBİ ÖLECEK MİSİN,
ANNEANNE?"

"Sen de dedem gibi ölecek misin, anneanne?" sözleri hasta odasında yoğun sessizlik yaşanmasına neden olmuştu. Geçirdiği ameliyatlardan sonra pek toparlayamamış yaşlı bayan hastamızı ilkokula yeni başlamış torunu ve kızı ziyarete gelmişti. Küçük çocukları hasta ziyaretine kabul etmememiz başlangıçta sorun yaratmış, kısa süreli ziyaret için izin koparmışlardı.

Hasta odasında ana kız konuşup dertleşirken torun araya girip sormuştu o can sıkıcı soruyu.

Kafamı eğip elimdeki dosya ile ilgileniyormuş gibi yaptım. Hastamız torununu yatağın kenarına oturttu. Ellerini tutarak

"Şimdi değil, iyileşip eve döneceğim, merak etme. Hemen ölmeyeceğim.

Ama er veya geç hepimiz öleceğiz" dedi.

Torun yanıttan pek tatmin olmuş gibi değildi.

- Ama bu haksızlık, anneanne. Ölünce onları bir daha göremiyoruz.

Dedemi çok özledim ben.

-Merak etme, insanlar ölünce görünmez olurlar ama hepten yok olmazlar.

Torun bir süre anneannesinin boynundaki kolye ile oynayarak düşündü.

Sonra "Peki insanlar ne oluyor, ölünce" diye sordu. Anneanne önce bana, sonra kızına baktı.

Torununun saçını okşayarak;

-Bir şekilde aramızda oluyorlar, ölenler. Kimi bir renk, kimi tat veya koku kimi de dokunuş olup geri geliyorlar. Mesela rahmetli annemin yaptığı puf böreğini hiç unutmadım. Nerede o kokuyu veya tadı bulsam annemin orada yanımda olduğunu bilirim. Dedeni ise saçlarımdaki dokunuş ile hatırlarım.

Nerede bir rüzgâr saçlarımı okşasa dedenin yanımda olduğunu düşünür, sevinirim.

-Peki, sen ölünce ne olup geleceksin, anneanne?

-Onu sen bileceksin. Beni nasıl hatırlamak istersen o şekilde geleceğim yanına.

Ziyaret kısa sürmüştü. Onlar odadan çıktıktan sonra hastamız, torununu çok özlemiş olduğunu belirterek ziyarete engel olmadığımız için teşekkür etti.

-Bu küçük torunumu büyüğünden daha çok seviyorum, doktor bey.

-Torunlarınız arasında ayırım yapmamanız gerekmez mi?

-Haklısınız ama böyle olmasında biraz kızımın da kabahati var. İlk çocuğunu çabuk büyütmeye çabaladı. Kendince başardı da. Ama hepimizden uzak soğuk, ağır biri oldu çıktı, büyük torunum. Şimdi hepimiz yakınıyoruz ama iş işten geçti.

-Neden böyle oldu?

-Ne yazık ki, kızım da diğerleri gibi zamane annelerinden oldu. Çocuğunu en iyi şartlarda, en iyi okullarda en iyi eğitim ile yetiştireceğim diye tutturdu. Çocuğun almadığı ders kalmadı neredeyse. Bale, piyano, tenis, yüzme dersleri yetmedi kolejlerde okuttu. Onunla birlikte ders çalışıp sınavlara birlikte girdi sanki. Şimdi adı sanı duyulmuş kolejlerden birinde okuyor. Ama hepimizden uzaklaştı. Derslerinden başka oyun bilmeyen soğuk ağır biri oldu.

Bir süre sustu, soluklandı. Elimi tutup yatağında doğruldu.

Yastıklarını düzelttim.

-Zamane anneleri böyle oluyor, işte. Çocuk yetiştirmeyi yemek yapmak sanıyorlar. Parayı bastırıp en donanımlı mutfakta en iyi malzemeleri kullanırsa yemeğin mükemmel olacağını hayal ediyor, ortaya çıkan yemeğe bakıp neden lezzetli olmadığını soruyor, kabahati mutfakta veya malzemede arıyorlar. Kendilerine hiç kabahat bulmuyorlar. Hâlbuki elinin emeği, sabrı, özeni olmadıkça lezzeti yakalayamazsın. Hele bir sarma sarsınlar da göreyim ben onları. Bu kez de "o kadar emek verdim, kimseye yedirtmem" diye tutturur bunlar. Sanki analarından böyle gördüler.

Hayat kolaylaşıp hızlandıkça her şeyin aynı kolaylıkla yapılacağını sanıyor bu zamane anneleri. Çocuklarını da çabuk büyütmeye uğraşıyorlar. Onları hızlı yaşlandırdıklarının farkında bile değiller.

-Yani?

-Çocuk bu, yetiştiği ortamdaki insanlara anne babasına benzeyecek elbet.

Çocuk onlara benzemeye başladıkça anneler kendi beğenmediği yönlerini çocuklarında görüp kızıyor, nerede hata yaptıklarını bulmaya çabalıyorlar.

İkinci çocukta ise o ilk heves kalmıyor da öyle kurtarıyor onlar kendilerini.

Boğazı kurumuştu. Bir yudum su içip eskiden ailelerin ilk çocuklarının ağabey ve abla ağırlığı ile yetiştirildiğini ilk çocukların aileyi iyi yansıtma görevi olduğu için daha değerli olduğunu ama artık devrin değiştiğini ailelerin kendilerini değil de hayallerini çocuklarına yüklediğini ilk çocuktan sonra gelenlerin ise daha özgür olgunlaşıp aileye daha çok benzediğini anlattı.

Birkaç gün sonra hastamızın başucunda suluboya bir resim vardı. Mavi gökyüzünde sapsarı güneş ve bir de uçurtma uçuran kız çocuğu vardı, resimde. Hastamız resim ile ilgilendiğimi görünce okumakta olduğu gazetesinden kafasını kaldırıp;

-Torunum benim için yapmış bu resmi, doktor bey. Resimdeki kız kendisiymiş. Karar vermiş, ben ölünce resimdeki gökyüzünün mavisi olacakmışım, onun için. Gökyüzüne her baktığında benim yanında olduğumu bilecekmiş, böylelikle. Bu sımsıcak güneş ise dedesiymiş.

Gözleri dolmuştu. Birkaç damla yaş süzüldü gözlerinden. "Torunumun gözünde gökyüzünün mavisi olacakmışım, dedesi de hepimizi ısıtan güneş. Daha ne olsun?" dedi.

Öğle arasında bahçeye çıktım. Yağan yağmurun ardından masmavi gökyüzünde açan güneş, sıcaklığını iyice hissettiriyor, ağaçlar sonbahara hazırlanıyordu.

Hatırlanma şeklinizi, karşınızdakiler değil, sizin yaşamda bıraktığınız izler belirleyecek...

26 Mart 2013 Salı

ELMALI TART




MALZEMELER


  • 8 kahve fincanı un 
  • 1,5 küçük paket margarin (yumuşak,200 gr.
  • 1 yumurta, 1 çorba kaşığı yoğurt 
  • 1 kahve kaşığı kabartma tozu, limon kabuğu rendesi
  • 1 çorba kaşığı pudra şeker (hamura)
  • 3 ekşi elma, 1 çay bardağı şeker, yarım paket tarçın
YAPILIŞI


    • Un elenip ortasına yağ, yumurta, yoğurt, kabartma tozu, pudra şeker, limon kabuğu rendesi konup karıştırılır.
  • Sonra un ile yoğurulur. Biri  daha büyük olan iki parçaya ayrılır.
  • Büyük parça yarım cm. kalınlığında açılır. 25-30 cm. çapındaki tepsiye yerleştirilir. Hamur, tepsinin kenarının yarısına kadar döndürülür.

  • Hamurun üzerine önceden rendeleyip bir parça şeker ile pişirdiğimiz elma puresi konur.Arzuya göre içine ceviz ve tarçın ilavesi yapılabilir.
Diğer hamurda açılır arzuya göre yıldızlar yada benim yaptığım gibi çiçek kalıpları çıkartılıp elmalı harcın üzerine yerleştirilir.

  • Orta ısılı fırında pembe renkte pişirilir. Servis tabağına alınır.
İstenirse vanilyalı pudra şeker elenir.
Aslında bu gün yeni kitabımdan bir şey yapmakdı hedefim ama cesaret edemedim ,biraz alengirli oradaki tarifler yine eski usul tarifimi kullandım fakat yeni aldığım çiçek kalıbını kullanarak daha önce yıldızlısını gördüğüm şekli yaptım.Ben çok beğendim doğrusu sizde beğendinizmi.
Komşumu aradım çayı koy ben tartımı alıp geliyorum dedim.Hadi buyrun sizde gelin.Ben çay içmeye gidiyorum:)

KENDİ HEDİYEMİ KENDİM ALDIM



Allah Rasulü (s.a.v) buyurdu:
 “Hediyeleşiniz ki birbirinize olan muhabbetiniz artsın.”
“Birbirinize hediye veriniz. Çünkü hediye gönüllerdeki dargınlığı giderir.”

Allah Resulü (s.a.v)’in yanında büyüyen, terbiyesini O’ndan alan Enes bin Malik (r.a) da şöyle der:
“Evlatlarım! Birbirinize ikramda bulunup hediyeleşin. Çünkü bu, aranızdaki muhabbeti artıran en kuvvetli etkendir.”
Hz. Aişe (r.a) Peygamberimiz (s.a.v) için şöyle söyler:
 “Allah Rasulü hediyeyi kabul eder ve karşılık verirdi.”


Şimdi nerden aklına geldi bu hediye mevzusu diyebilirsiniz bu gün kendime hediye aldım.Bazılarınızın nasıl yani dediğini duyar gibiyim,şöyle izah edeyim efendim 20 yıldır ne yaptım ne ettim isem eşimi bu konuda geliştiremedimHatta çocuklar küçükken babalarını sıkıştırırlardı baba anneler günü anneme ne alacağız diye gelip bana sorardı eşim.Bende o günden  sonra kendi kendime hediye alma kararı aldım.Anneler günümü giitim hediyemi aldım güzelce paketlettirdim hatta çocuklar olayı çözene kadar kendi aldığım hediyeyi babalarına verip onlar almış gibi sevinme numaraları yaptım.Sonra bunu geliştirdim kendi kendime iyiki doğdum hediyesi aldım,iyiki oğlumu doğurdum,iyiki kızımı doğurdum,gibi kendi kendime hediye alma günlerimi çoğalttım.
Malum bu aralar hastalıkdan yeni yeni kurtuluyorum,kendime bir moral hediyesi alayım dedim Paşabahçede gezerken bu muhteşem kitabı görünce dayanamayıp aldım.Yukarıda görüldüğü üzere hediye paketimi yaptırdım aslına bakarsanız paketin üzerindeki söz çok manidar HAYAT EN GÜZEL HEDİYE aslında bunun farkına varırsak her şey daha güzel olacak
Bu arada blog arkadaşlarımın hakkını yemeyeyim uzun zaman sonra çok cici hediyeler aldım arkadaşlarımdan beklemediğim anlarda.Hepsine çok teşekkür ediyorum
Çok güzel bir kaç hadisi şerif ile sözlerime son veriyorum

(Hediye, Allahın gönderdiği güzel bir rızıktır. Hediyeyi kabul edin ve karşılığında daha güzelini verin!) [H.Tirmizi]

Verilen hediyeye karşılık bir hediye vermeye çalışmalıdır! Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

(Hediye verene, siz de hediye verin! Eğer verecek birşey bulamazsanız, onun için duâ edin ki hediye karşılıksız kalmasın!) [Nesâî]

Hediye, muhakkak bir mal vermekle olmaz. Selam vermek, gönül alıcı bir söz söylemek, duyduğu faydalı bir şeyi anlatmak da hediye olur. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Hediyenin, ihsanın en faziletlisi, hikmetli bir sözü öğrenip başkasına öğretmektir ki, bu da halis bir niyetle bir sene ibâdet etmekten daha sevabdır.) [İbni Asakir]

BOL HEDİYELİ GÜNLER ,HAYIRLI AKŞAMLAR

BİTEN YENİ KİTAP


                                           FİLİSTİN SABAHLARI
         


Amal, 1948 yılında İsrail Devletinin kurulmasıyla ailesi yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürüldükten sonra Cenin Mülteci Kampında doğup büyümek zorunda kalan akıllı bir çocuktur. Babasından köyleri Ayn Hodun nasıl cennet gibi bir yer olduğunu dinler, tüm diğer mülteciler gibi, zeytin ve incir ağaçlarının gölgesine dönmeyi düşler.

Ancak, aileyi yurdundan eden savaş onları birbirlerinden de ayrı düşürür. Amalın babası kaybolur, ağabeyi Yusuf kaçırılır. Bir diğer ağabeyi İsmail ise henüz bebekken İsrailli bir asker tarafından kaçırılmış, David adında bir Yahudi olarak yetiştirilmiştir. Tüm bu olanlardan sonra aklını kaybeden annesinin ise Amala bakacak gücü kalmamıştır.

Kendi kendini yetiştiren Amal Amerikaya kaçmayı başarır. Abulheja ailesinin hikâyesini gelecek nesillerine aktarabilecek bir tek o kalmıştır. Omuzlarında bu yükü taşırken bir yandan da ülkesinin, Filistinin yok oluşuna şahit olur.

Filistin Sabahları, tarih, kimlik, arkadaşlık, aşk, savaş ve umutla örülü, yürek burkan çarpıcı
bir roman. Filistin sorununa farklı bir bakış açısıyla yaklaşan, Ortadoğunun kalbinden kopup gelen bir aşk hikâyesi: Filistin aşkının hikâyesi.

SEYYAHIN DÜŞÜNCELERİNE GELİNCE


Çocuklar

Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, 
Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları. 
Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler 
Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller. 
Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. 
Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır. 
Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. 
Çünkü ruhlar yarındadır, 
Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. 
Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları 
Kendiniz gibi olmaya zorlamayın. 
Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur. 
Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar. 
Okçu, sonsuzluk yolundaki hedefi görür 
Ve o yüce gücü ile yayı eğerek okun uzaklara uçmasını sağlar. 
Okçunun önünde kıvançla eğilin 
Çünkü okçu, uzaklara giden oku sevdiği kadar 
Başını dimdik tutarak kalan yayı da sever.

Halil Cibran

2Gecedir uykusuzum .Kitabı elime aldım ve bırakamadım.Kitapda büyük bir acı ,hüzün hakim.Ve siz hepsinin gerçek olduğunu biliyorsunuz hatta burada yazılanların denizde bir damla olduğunuda biliyorsunuz.Yaşananlar insanın tüylerini ürpertiyor.Nasıl dayanılır böyle bir acıya diye düşünüyorsunuz,ama herşeye rağmen hayat devam ediyor.Yukarıdaki şiir beni çok etkiledi bunun gibi bir iki şiir daha var içinde.Kısacası yine göz yaşları içinde okuyacağınız ama okumamız gereken bir kitap.Aslına bakarsanız yaşadığımız hayatın kıymetini anlamak içinde gerekli diye düşünüyorum.
Filistin'deki bu büyük zulmü bizzat yapanlar kadar, bu zulme sessiz kalarak destek olanlar ya da üstü kapalı bir şekilde arka çıkanlar da çok büyük bir sorumluluk yüklenmektedirler. Allah "... Yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir." (Rad Suresi, 25) ayetiyle yeryüzünde bozgunculuk yapanların ahirette mutlaka hüsranla karşılaşacaklarını haber vermiştir.Tek tesellim de budur
SEYYAH HEPİNİZE HAYIRLI GÜNLER DİLER
                     TABİKİ BOL KİTAPLI GÜNLERDE DİLER :)
Ben artık uyumaya gidiyorum!.....








25 Mart 2013 Pazartesi

GÜLELİM,DÜŞÜNELİM ,FİKİR ALALIM














HAFTA'NIN ESMASI


 EL-MÜTEKEBBİR:Sonsuz büyüklük ve azamet sahibi.Mahluka ait sıfatlardan münezzeh demektir.Büyüklenme hakkına sahip olan tek varlık,her şeyi yaratan ve hükmeden,her şeyin sahibi olan Allah’tır.



Mütekebbir : Büyüklük ve ululukta tek olan.

O'nun zatına nisbetle her varlığın küçük ve basit bulunduğunu ve mutlak büyüklüğün ancak: Allah'ın zatına ait bir sıfat olduğunu ifade eder.

O'nun büyüklüğü her şeyde ve her olayda tezahür eder.

Yaratılmış her şey O'nun büyüklüğünü ortaya koyar.

Her varlık mevcudiyetiyle ilahi azamet ve büyüklüğü ile işaret eder.

Ancak, yaratıklardan bazıları, kibirlenerek, zorbalık yapmak isteyerek yahut öyle yapmak isteyenlere aşırı sevgi bağlayarak Allah'ın zikredilen sıfatlarına şirk koşuyorlar.

Gerçek ve mutlak büyüklüğün ilahi planda söz konusu olduğunu belirtir.
Ve O, asli yeri olan kulluk konumunu unutup şımararak kibirlenenleri de helake uğratır.

Çok büyük, her hususta büyüklüğünü gösteren, büyüklük, ululuk, kibriyâ, ve azâmet kendisine mahsus, kendisinin hakkı olan O'dur..




Kibirlenmek ve büyüklük taslamak yaratıkların hak ettikleri bir sıfat değildir. Onun içindir ki mütekebbir sıfatının insan için kullanımı, hoş karşılanmamıştır. Zira mütekebbir kibir gösteren, büyüklenen demektir. Halbuki yaratıklarda esasen büyüklük, ululuk yoktur; aksine aşağılık, horluk, yoksulluk ve ihtiyaç vardır.

Hatta zaman olur ki bir sinek, bir mikrop bir Nemrûd'un işini bitirmeye yeter. Böylesine acizlik ve ihtiyaçtan kendilerini kurtaramayan ölümlülerin, büyüklük ve ululuk taslamaya kalkışmaları, cahillikten ve yalancılıktan başka bir şey değildir.

Onun için yaratıklarda büyüklenme hoş karşılanmayan bir noksanlıktır. Fakat Allah Teâlâ zât, sıfat ve fiillerinde büyüklüğün, yüceliğin ve kudsiyyetin her nev'ini toplamıştır. O'nun bu yücelik ve büyüklüğünü göstermesi, hem hiçbir ortaklık kabul etmeyen hakkı, hem de kendisinin celâl ve cemâl sıfatlarını kullarına tanıtmak, onları bilgilendirmek ve huşû ile saadete götürmek gibi, büyük bir lütuf ve yardım gösterdiği için son derece güzel bir sıfattır.





SIRLARI


MütekkebbirHer şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteren
günde 662
İzzete ve refaha nail olmak için okunur.
Ya Mütekebbir ismini hergün okuyan konuştuğu zaman karşısındakileri tesiri altında bırakır.
Okuyanın hayır ve bereketi çoğalır.
Her gün sabah namazının ardından 664 defa Ya Mütekebbir ismini zikreden itibarlı olur.
Karşısındakiler ona itaat eder sözü geçen bir kişi olur.
Her gün müşteri saatinde 262 defa okuyanın bereketi artar.

YA ALLAH,YA RAHMAN,YA RAHİM,YA MELİK,YA KUDDUS,YA SELAM,YA MÜ'MİN,YA MÜHEYMİN,YA AZİZ,YA CEBBAR,YA MÜTEKEBBİR.
Her hafta bir esma ezberleyen arkadaşlar bu gün 11.esmamızı öğrenmiş olduk.




24 Mart 2013 Pazar

GÜZEL BİR HAFTA SONU

HAVUÇLU İNCİKLİ SEYYAH USULÜ PİLAV


 Ne zamandır dolabımda bekleyen inciğim vardı.Hafta sonları genelde öğrenci olan yiğenlerimi yemeye almaya çalışıyorum onun için değişik bir et yapayım dedim ama yapmak istediğimden tamamen farklı bir yemek çıktı karşıma.Yemek konusunda uzman olan komşumdan fikir almak isdedim.O da bir tane soğan,bir iki diş sarmısak,2kaşık yoğurt,biraz yağ,2kaşık sirke yi karıştır ve inciğini bu sosda beklet dedi.Buraya kadar her şey normal.daha sonra yaklaşık 5yada altı saat beklettikden sonra tencerede kendi yağında 2saat pişir dedi.İşde bu kısmında ben çuvaladım.Öyle yaptım olmadı böyle yaptım olmadı nerdeyse yakıyordum eti.Sinirlendim koydum düdüklüye üstünede su ilave ettim,etler kemiklerindenn ayrılıncaya kadar pişirdim.

,

 Normal şartlarda sonra fırına vercektim ama dedim ya beceremeyince doğaçlama yaptım.2tane havuçu rendeleyip pirinçle kavurduktan sonra incikleri pilavın aralarına yerleştirdim.Bir tane de domates,birde sivri biber koydum üstüne.Al sana seyyah usulü pilav.Meksika fasulyeli salatayı ise yiğenlerim yaptı.Ben o sırada onlara söz verdiğim profitrolü yapıyordum çünki.


Nerede ise parmaklarını yediler.Bu arada oğlumun canıda sütlaç çekmiş bu gün hamarat günümdeydim,kalktım onuda yaptım.Profitrolden çikolata sosu kalmışdı onuda sütlacın üzerlerine gezdirdim
hem görüntüsü hemde lezzeti güzel oldu.


Velhasılı kelam bir hafta sonu daha yiğenlerim ve çocuklarımla geçmiş oldu.Her ne kadar şu anda tabanlarım sızlasada değdi doğrusu.Bu gün yarısı kitap okumakla yarısıda mutfakda geçti.Şimdi ise keyif çayımı aldım elime sizleri dolaşacağım
                                                                 HAYIRLI AKŞAMLAR

BİTEN YENİ KİTAP



Alfa Yayınlarından çıkan Şahika&Feraye’de yazar, iki genç kızın Çanakkale Savaşı’yla başlayıp Ürdün’e uzanan gerçek yaşamından yola çıkıyor ve okurlarını aşkın yakıcı gücüne tanıklığa davet ediyor.

İki kız kardeşin gerçek hikayesi…

Biga-İstanbul-Ürdün üçgeninde geçen ve 1914’te başlayıp 1928’de sona eren roman yakın tarihe ışık tutmakla kalmıyor; aynı zamanda, iki kız kardeş olan Şahika ve Feraye’nin Biga’dan Ortadoğu’ya uzanan masalsı hayat hikayelerini gözler önüne seriyor.

ARKA KAPAK…

“Abla.”
“Efendim.”
“Biliyor musun?”
“Neyi?”
“SENİN KADERİN BENİMKİNİ DE YAZMIŞ…”

1900’lü yılların başı, Biga…
Savaştan yorgun düşmüş bir millet, bir çiftlik ve zengin bir aile. Bir yemin ve o yeminle vicdanı arasında sıkışıp kalmış bir baba… Gün gelir kader zarını atar ve hayatlar savrulur dört bir tarafa.

İncir Kuşları, Piruze-Şam’da Bir Türk Gelin, İki Kişilik Yalnızlık gibi çok okunan kitapların yazarı Sinan Akyüz’ün kaleminden genç yaşta Ürdün’e gelin giden iki kız kardeşin gerçek yaşam öyküsünü soluk soluğa okuyacaksınız.

 SEYYAHIN DÜŞÜNCELERİNE GELİNCE !......

SÜRÜKLEYİCİ OLAMAYA SÜRÜKLEYİCİ
BAZI YERLERİ ÇOK HOŞUMA GİTMEDİ BASİT GELDİ BANA
AMA BU GÖRECELİ BİR ŞEY
YAZARIN DAHA ÖNCEKİ KİTABI İNCİR KUŞLARI'NDAKİ LEZZETİ ALAMADIM
AMA YİNEDE OKUMAYIN DİYEMEM
AKICI BİR DİLLE YAZILMIŞ
ÇANAKKALE'YE BİR PARÇA DEĞİNİLMİŞ
O DÖNEMDE YAŞANANLARI BİR NEBZE OLSUN GÖZLER ÖNÜNE SEREN BİR KİTAP
HAYIRLI OKUMALAR

23 Mart 2013 Cumartesi

KELEBEĞİN RÜYASI


Kelebeğin Rüyası Filmin Fragmanı İzle

Yazar-yönetmen Yılmaz Erdoğan'ın Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu'nun yaşamını konu alan ve vizyona giren ''Kelebeğin Rüyası'' adlı fimde de geçen Zonguldak'taki kömür ocaklarında mükellefiyet dönemi, maden ocaklarında çalışmaya mecbur bırakılan insanların silah tehdidiyle çalıştığı yılları hatırlatıyor.

Milli Koruma Kanunu'na dayanılarak 1940'ta getirilen ikinci iş mükellefiyetiyle, İkinci Dünya Savaşı'nın yol açtığı ekonomik güçlüklerin aşılması noktasında Zonguldak havzasında yaşayanlara kömür ocaklarına girme zorunluluğu getirilmesi, en az madenlerde yaşanan ölümler kadar günümüze acı hatıralar taşıyor.

Çeşitli kaynaklarda hasta, sakat demeden jandarma dipçiğiyle iş yerlerine sürüldüğü belirtilen işçilerin kaçmaları durumunda bunları yakalama için özel jandarma ekiplerinin yer aldığı Tahkimat Komutanlığı'nın görevlendirildiği aktarılan mükellefiyet dönemi, Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat, Farah Zeynep Abdullah ve Belçim Bilgin Erdoğan gibi ünlü oyuncuların yer aldığı Yılmaz Erdoğan'ın filmiyle yeniden merak konusu oluyor.


GELELİM SEYYAH'IN DÜŞÜNCELERİNE
Bu gün bizim eb halkı her biri ayrı program yapınca bende ne zamandır merak ettiğim bu filme gitmek istedim.Aslına bakarsanız zamanlamam yanlış olmuş bu aralar zaten depresyon takılıyordum üstüne bu film tuz biber oldu.
Kömür ocaklarında zorla çalıştırılan insanlar 1940 dönemi kısada olsa insanın içini parçalıyor
Öte yandan filmdeki görsellik muhteşem bayıldım bayıldım,sonunda da nerdeyse ağlamakdan bayılıyordum.
Kısacası ben çok beğendim duygu yüklü şiir tadında şiirsel bir film

21 Mart 2013 Perşembe

HAYIRLI CUMALAR



BU  GÜZEL MESAJ İLE AÇTIM BU SABAH GÖZÜMÜ
YUNUS EMRE İNCİTME GÖNÜL DİYOR  BENDE SİZİNLE PAYLAŞIP
İNCİTMEYELİM GÖNÜLLERİ DİYORUM



Çiçeklerle hoş geçin, balı incitme gönül..
Bir küçük meyve için, dalı incitme gönül..

Başın olsada yüksek, gözün enginde gerek,
Kibirle yürüyerek,yolu incitme gönül…

Mevla verince azma, geri alınca kızma,
Tüten ocağı bozma, külü incitme gönül..

Dokunur gayretine, karışma hikmetine
Sahibi hürmetine, kulu incitme gönül..

Sevmekten geri kalma, yapan ol,yıkan olma
Sevene diken olma, gülü incitme gönül..

Konuşmak bize mahsus,olsada bir güzel süs,
Ya hayır de, ya da sus, dili incitme gönül.
Yunus emre
AYRICA BU ŞİİRİ  MESAJ İLE GÖNDEREN ABLAMA DA BURADAN TEŞEKKÜR EDİYORUM

DÜNYA ŞİİR GÜNÜ




ESKİDEN

Ne güzel insanlar vardı eskiden.
Çocukluğumuzu kaplamışlardı.
Bize masal anlatırlardı
Cinlerden, perilerden.
Büyük anneler, büyük babalar vardı.
O zaman hepsi uzaktı ölümden.
Hem sevdirir hem korkuturlardı.
Acı hikâyeleri bile tatlı başlardı.
Demek bunun için gittiler hikâyelerden.
Ne güzel insanlar vardı eskiden.

Ne güzel şarkılar vardı eskiden.
Gençliğimizi donatırlardı.
Hep iyi şeyler hatırlatırlardı
Geçip gitmiş devirlerden.
Sevgi ve ümid yaratırlardı.
O zaman her şey uzaktı ölümden.
Yanık şarkılar bile neşeli başlardı.
İster istemez saadet taşardı
Gamsız günlerimizden.
Ne güzel zamanlar vardı eskiden.

Ne güzel şarkılar vardı eskiden.
Hayâl içinde yaşatırlardı.
Güldürür ağlatırlardı
Duymadan biz, düşünmeden.
Her an bir asır kadardı.
O zaman herkes uzaktı ölümden.
Candan sevdiklerimiz vardı.
Hepsi başka güzeldi, bizi tanımazlardı.
Bütün yollarımız geçerdi gül bahçelerinden
ÖZDEMİR ASAF
Bu gün dünya şiir günüymüş bende ,dünya şiir gününde bir şiir kitabı paylaşayım dedim sizlerle.Ben en çok bu şiiri beğendim bakalım sizde beğenecekmisiniz.Kitap YKM den çıkmış.Bu arada içinde şaiirn orjinal sesinden şiirlerini okuduğu bir cd de var.Ayrıca 70 tane şiiri 
                                             HAYIRLI GECELER

KASTOMONU GÜNLERİ BAŞLADIIIIIIIIIIIIIIIII 1

Dün Deepsi nin tavsiyesi ile şarj olmaya çıktım.Kasımpaşada çok sevdiğim değer verdiğim ,benim için çok özel olan arkadaşlarım var.Takip edenler bilir geçen ayda o grup bende misafirlerdi her neyse efendim sevgili evsahibimizin eşi Kastomonu lu  ne yapıp ne edeyim diye düşünürken hadi yöresel bir şeyler olsun,otantik olsun demiş ve bu muhteşem ziyafet sofrası hazırlamış bizlere.


Yani efendim hangi birinden başlayayım nasıl anlatayım bilemiyorum.Öncelikle resmini çekmeyi unutmuşum ama çok özel bir tarhana çorbası kızılcık tarhanası ama Kastamonulu lar ona KİREN diyorlar                              
Ondan sonra efendim bir mantı vardıki ben daha ömrü hayatımda bu kadar lezzetli mantı yemiş değilim hiç abartmıyorum.Kare kare kesilmiş mantılar kurutulmuş ve haşlanmış ve kendinden geçmiş incik eti ile pişirilmiş muhteşem bir lezzet.Anlatılmaz yaşanır cinsinden.


                          Sakın bu resme bakıp aldanmayın.Çok güzeldi çoooooooooooooook


Eveet sıra geldi karalahana sarmasına ortasındaki inciği gördü iseniz daha fazla bir şey söylememe gerek yok her halde.Turşu kavurması tadına bakmadım ama güzeldir muhakkak,özel mantar kavurması,katmer bu arada katmeri pişirdikden sonra lime lime yapıyorlar usulü böyle imiş.Kastomonu kestanesi vs vs Benim anlatmakdan başım döndü sizi bilemem:)
Fasülye tavası,organik sebzelerden kızartma,organik meyve suları ,kurabiyeler daha neler neler


Bu kadar yemenin üstüne ne gider tabiki taze elden taze pişmiş kahve gider.Kahvenin yanına ne gider ?


Ev sahibimiz öyle güzel öyle güzel hazırlanmıştıki size anlatamam evet kabul ediyorum haddinden fazla çeşit var tadına bakmadığım lezzetlerde vardı ama onu çok iyi anlıyorum insan sevdiklerine her şeyi yapmak istiyor.Bu arada ev sahibimiz gece 12 ye kadar burdayız diye bize yüz verince bizde 7.30 kadar oturduk.Sohbetler ettik .Şarj olmuş vaziyette evime döndüm.
Her şey için tekrar tekrar teşekkür ederim.



Blog'umda en çok görmek istediğiniz konu