30 Kasım 2012 Cuma

AH NİKKON'UM YANIMDA OLSAYDI

Yoo yo yanlış anlamayın  fotoğraf makinası yanında olmadığı için hayıflanan ben değilim,biliyorsunuz ben bu işi telefonumla hallediyorum zaten. Bu  dün bütün gün Zeliha dan  dinlediğim bir söz.Zeliha'yı alır almaz fotoğraf makineni getirdin değilmi diye sordum?


Blogundaki resimlerden onun bu işde ne kadar marifetli olduğunu biliyorum bende oh dedim her yeri gezeriz birde güzel güzel resimler çektiririz.P eki ne cevap aldım dersiniz yok Seyyahım
Nasıl ya sen şimdi İstanbula geliyorsun ve getirmiyorsun bu olacak işmi dedikçe bizim kız hayıflanmaya başladı sadece hayıflanmakla kalmadı hadi şuraya gidiyoruz diyorum yok seyyahım şimdi gitmiyelim bir daha ki sefere gidelim


Niye?
Ya şimdi nikkon um yok ya yanımda diyor benimde muzurluğum üstümde o üzüldükçe ben bastırdım
Nikkonun yanında yok ama hadi gel benim emektarla bir resim çekilelim
Nikkon kadar güzel çekmez ama
Nikkon un olsaydı kim bilir bu resim nasıl olurdu ,gibi akşama kadar her çektiğim resimde konuştum.


Kimbilir belkide haklıdır bizim kız ,akşam Çamlıcada çekitiğimiz resimler onun makinasında çok daha güzel olurdu tabi yanında olsa idi:)Velhasılı kelam dün bütün gün bu kelime dilimize pelesenk oldu


Dün sizi yemeğe giderken bırakmıştım.Bir iki kare ile bu anıda görüntülemek istedim.Küçük ve mütevazi bir yer ama çok lezzetli salataları var.Özelliklede tavuğu .Çok güzel yediğimiz için kahve bile kesmedi ancak Çamlıcada çiseleyen yağmurun altında yürümek iyi geldi bize.
Seyyah ile  UMUT SEPETİ inden haberler bu kadar.

UMUT SEPETİ İSTANBUL'DA

Bu sabah aldığım bir mesaj beni ziyadesi ile mutlu etti.Sengül Abla ben İstanbulda'yım Zeliha.Allahtan öğlede sonra müsaiitim yoksa çok üzülürdüm.Her neyse öğlen Üsküdar iskelesinden aldım Zeliha'mı doğru Kanlıcaya ona sözüm vardı çünki gezdiğim her yeri gezdirmek üzere .Ee ee verilen sözü yerine getirmek lazım.

Zeliha'm hem Kanlıca yı hemde Kanlıca yoğurdunu çok beğendi.Dur dedim daha bu neki gördüklerin göreceklerinin teminatı :)
                             

Yağmurun müsade ettiği kadar etrafı gezdik  bu arada Zeliha bana özendi  ve seyyah fotoğrafı çektirdi


Bizim kız boğaza nazır resim çektirdi.Sahildeki taşların üzerinde.Dediğine göre İstanbul benle ayrı bir güzelmiş.Ben Zeliha'nın yalancısıyım.Elçiye zeval olmaz


 Bu günün anısına Zeliha'm  bana çok güzel bir yüzük aldı.Başka güzelliklere yelken açmak için tekrar yollara düştük .Şimdi yemek yemek üzere dışarı çıkıyoruz diğer gezi postları gece yayınında daha gezilecek yer çok.
 HADİ ŞİMDİLİK HOŞÇAKALIN

29 Kasım 2012 Perşembe

HAYIRLI CUMALAR


Kıyâmet günü her merhalede bana en yakın olanınız, dünyada bana en çok salât ü selâm getireninizdir. Kim Cuma günü ve gecesi bana salât ü selâm getirirse, Cenâb-ı Hak, onu, yetmişi âhiret, otuzu dünya ihtiyaçlarından olmak üzere, yüz hâcetini giderir. Sonra Allah bir melek vazifelendirir; size nasıl hediyeler gelirse, o melek de kabrime gelir, bana salevat getirenin -adını, nesebini kabilesine kadar- haber verir; Ben de beyaz bir deftere yazarım. (C.1,S.116/9)

“Kim sıkıntı anında Âyetü’l-Kürsî ve Bakara sûresinin son iki âyetini (Âmene'r-rasûlü…) okursa Allâhü Teâlâ ona sıkıntısında yardım eder.” (Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr)

KISSADAN HİSSE


YIRTIK ÇORAP..!

Zengin bir adam ve üç oğlu varmış.

Birgün baba oğullarına der ki;

Evlatlarım ben ölürsem eğer sizden isteğim benim sandıkta duran o yırtık çorabı giydirin ve o şekilde gömün der.

Çocukları hemen söze girer Allah gecinden versin baba ama olmaz biz çok zenginiz yırtık çorabı sana giydiremeyiz.

Gerekirse altın tozundan gerekirse hint kumaşından çorap yaptırır onu giydiririz.

Baba ısrarlıdır illaki o yırtık çorap diye.

Baba devam eder çorabı mutlaka giydirin ve bizim avukattan mal paylaşımıyla ilgili zarfı alın der.

Günün birinde baba ölür.

Çocukları vasiyeti yerine getirmek ister ama imam karşı çıkar.

Hayır dinimiz gereği ölen insanı çırılçıplak ve kefene sararak defnedilmelidir der.

Çocuklar ısrar etsede imam giydirmez, baba defnedilir .

Çocuklar babasının vasiyetini yerine getiremediğinden üzgündür.

Ama yapacak bişeyde yoktur.

Avukata giderler ve babalarının bıraktığı zarfı alırlar ve okurlar.

Zarfta aynen şunlar yazıyordu:

Gördünüz mü evlatlarım bir yırtık çorabı bile götüremedim öbür dünyaya.

Bu dünyada mal mülk hepsi boş unutmayın!
YIRTIK ÇORAP..!

Zengin bir adam ve üç oğlu varmış.

Birgün baba oğullarına der ki;

Evlatlarım ben ölürsem eğer sizden isteğim benim sandıkta duran o yırtık çorabı giydirin ve o şekilde gömün der.

Çocukları hemen söze girer Allah gecinden versin baba ama olmaz biz çok zenginiz yırtık çorabı sana giydiremeyiz.

Gerekirse altın tozundan gerekirse hint kumaşından çorap yaptırır onu giydiririz.

Baba ısrarlıdır illaki o yırtık çorap diye.

Baba devam eder çorabı mutlaka giydirin ve bizim avukattan mal paylaşımıyla ilgili zarfı alın der.

Günün birinde baba ölür.

Çocukları vasiyeti yerine getirmek ister ama imam karşı çıkar.

Hayır dinimiz gereği ölen insanı çırılçıplak ve kefene sararak defnedilmelidir der.

Çocuklar ısrar etsede imam giydirmez, baba defnedilir .

Çocuklar babasının vasiyetini yerine getiremediğinden üzgündür.

Ama yapacak bişeyde yoktur.

Avukata giderler ve babalarının bıraktığı zarfı alırlar ve okurlar.

Zarfta aynen şunlar yazıyordu:

Gördünüz mü evlatlarım bir yırtık çorabı bile götüremedim öbür dünyaya.

Bu dünyada mal mülk hepsi boş unutmayın!

BİRAZ ÖNCE FACE DE OKUDUM BU HİKAYEYİ VE ÇOK BEĞENDİM.GERÇEKTEN HER ŞEY BOŞ ARKADAŞLAR.BU HİKAYENİN YORUMUNU SİZE BIRAKIYORUM.BEN BEĞENDİM BAKALIM SİZDE BEĞENECEKMİSİNİZ
SEYYAH HAYIRLI GECELER DİLER

27 Kasım 2012 Salı

YENİ KİTAPLARIM VARRR

 Ah ah yine dayanamadım ucuzluğu görünce hemen 2kitap aldım.Bide kendimi zor tuttum yoksa daha dört beş tane daha alırdım ama bu ara okunacak kitaplarım arttı ve eskisi gibi de okuyamıyorum nedense.Duraklama dönemine girdim.Ama bunu aşmam lazım.Belki bu yeni kitaplar beni gaza getirir kimbilir.
D&R iyiki varsın.Bu ara fiyatlarda çok iyi.gerçi iki kitapda çok aklım kaldı biri  Mart Menekşeleri diğeride  Ahmet Ümit'in İstanbul Hatırası  cimriliğim tuttuğu için onları almadım bu sefer.Bazen tutar böyle:)


BEGÜM

Arka Kapak

Kenize Mourad, Kuzey Hindistandaki Awadh Krallığının Begüm Hazret Mahalin çok az bilinen hikâyesini konu ettiği romanında, İngiliz işgaline karşı 1857 yılında gerçekleşen ve Begümün bizzat başını çektiği Sipahi Ayaklanmasını anlatırken bugünün dünyasına da göz ardı edilemeyecek göndermelerde bulunuyor.

Begüm, fazla tanınmayan ama cesareti ve kahramanlığıyla Hindistanın bağımsızlık savaşında ilk adımı atan benzersiz bir genç kadının romanıdır. Saraydan Sürgüne, Toprağımızın Kokusu adlı kitaplarıyla tanıdığımız Kenizé Mourad, bu kez 1856 yılında ülkenin büyük bölümünün mutlak hâkimi olan İngiliz Batı Hint Kumpanyasının, Kuzey Hindistanın en zengin devleti bağımsız Awadhı ilhak etmeye, bu devletin kralını sürgüne göndermeye kalkmasıyla yol açtığı büyük bir ayaklanmayı anlatıyor. Bu ayaklanmanın lideri ise kralın dördüncü karısıdır. 

Awadh Krallığının başkenti olan, ihtişamı ve farklı toplumların uyumlu yaşamları nedeniyle Altın ve Gümüş Şehir olarak tanınan Lucknow bu ilk bağımsızlığın merkezi olacak; en acımasız katliamlar, en inanılmaz yiğitlikler, en iğrenç ihanetler, aşkların en umutsuzu, en yasağı burada yaşanacaktır.Begüm, bir devrimin ruhunun ve unutulmaz bir kadının öyküsü.

Bu öyküdeki tarihi olaylar ve kahramanlar gerçektir.
Bu destan Kuzey Hindistanda, gücünün doruğundayken günümüz Uttar Pradesh eyaletine denk olan, Fransanın yarı büyüklüğündeki Awadh Krallığında gelişmiştir.



İSTANBUL KAHİNİ
Arka Kapak

Osmanlı İmparatorluğu'nun Son Dönemini, Sultan II. Abdülhamit'in Danışmanı Küçük Yahudi Kızı Eleonora Cohen'in Gözlerinden Keşfedin.

"Büyüleyici bir roman… Tutku ve entrika dolu, baştan çıkarıcı bir öykü… Bir oturuşta okunabilecek, tüyler ürperten tanımlarıyla okuyucuyu başka bir yer ve zamana taşıyacak."
-Today's Zaman

"Bu muhteşem romanda Osmanlı İmparatorluğu'nun efsunlu sesleri ve ihtişamlı görüntüleri adeta sayfalardan dışarı taşıp canlanıyor."
-Booklist

"Sarsıcı, muhteşem bir roman… Michael David Lukas, yıkılmak üzere olduğunu bilmeyen Osmanlı İmparatorluğu'nun kokusunu, seslerini, parıldayan güzelliğini, hilekâr entrikalarını ve aynı zamanda naifliğini ustaca yakalıyor."
-Siobhan Fallon

"Bu sihirli roman, Osmanlı İmparatorluğu'nun büyülü ve mistik dünyasını daha önce benzeri görülmemiş bir başarıyla anlatıyor."
-Book Beast

"İstanbul Kâhini, okuyucusunu büyüleyip ayaklarını yerden kesiyor."
-Vanity Fair


Yazar:Michael David Lukas

“VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT!”



Hiç düşündünüzmü kısmetsiz insanlara hep vermeyince Mabud,neylesin Sultan Mahmut diye niye denmiş.Benimde aklıma geldi birden ve araştırdığımda bu hikaye çıktı karşıma.Ben çok çok beğendim  sizlerinde beğeneceğini ümit ediyorum


Sultan Mahmut kıyafet değiştirip, beraberinde sadrazam ve birkaç muhafız ile halkı teftişe çıkmış. Dolaşırken bir kahvehaneye girip oturmuşlar. Bakmışlar müşteriler kahvehaneciye seslenip duruyor: "Tıkandı Baba, çay getir"; "Tıkandı Baba kahve getir". Tıkandı Baba lakabı Sultan Mahmut'a ilginç gelmiş. Merak edip kahvehaneciyi çağırmış. Kahvehaneci gelince:
- Baba sana neden "Tıkandı Baba" derler? Hele otur da anlat, demiş.
Tıkandı Baba başlamış anlatmaya:
- Ben bir gece, bir rüya gördüm. Rüyamda tanıdığım tüm insanların bir çeşmesi vardı ve hepsinin çeşmesinden oluk oluk su akıyordu. Benim de bir çeşmem vardı fakat benim çeşmemdeki su ip gibi akıyordu. Sonra ben; "Keşke benim çeşmem de onlarınki kadar aksa" diye içimden geçirdim. Sonra yerden bir çomak alıp suyun geldiği oluğu dürtmeye başladım. Ben oluğu dürterken çomak kırıldı ve ip gibi akan suyum damlamaya başladı. Bu sefer ben; "Keşke çeşmem diğerlerininki kadar olmasa da, bari eskisi kadar aksa" diye içimden geçirdim ve oluğu kurcalamaya devam ettim. Ben uğraşırken suyun geldiği oluk tamamen kırıldı. Az önce damlayan suyum, tamamen kesildi. Ben yine uğraşmaya devam ediyordum ki, o sırada Cebrail göründü; "Tıkandı, baba! Artık uğraşma!" dedi. O gün bu gündür bu rüyamı kime anlattıysam adım Tıkandı Baba'ya çıktı. Hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp zar zor geçinmeye çalışıyorum.
Tıkandı baba'nın anlattıklarından etkilenen Sultan Mahmut, muhafızlarına; "Bundan sonra her gün bu adama bir tepsi baklava getirin; her baklava diliminin altına da bir altın koyun." diye emir vermiş. Hemen ertesi gün askerler ilk tepsi baklavayı getirip, Tıkandı Baba'ya teslim etmişler. "Padişahımızdandır" diyerek...
Tıkandı Baba baklavaya sevinmiş. "Ne zamandır tatlı yemişliğim de yoktu" diye içinden geçirmiş. Almış tepsiyi tutmuş evinin yolunu. Yolda düşünmüş kendi kendine; "Yahu ben bir canıma nasıl yerim bir tepsi baklavayı? En iyisi ben buna hiç dokunmadan satayım."
Tıkandı Baba işlek bir yol kenarına kurmuş tezgâhını başlamış; "Taze baklava! Taze baklava!" diye bağırmaya... Bu sırada yoldan geçen bir Yahudi baklavaya talip olmuş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar, Yahudi baklavayı alıp gitmiş... Tıkandı Baba baklavadan kazandığı ile ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış.
Yahudi baklavayı evine götürmüş. Bir dilim atmış ağzına... Fakat dişine bir şey değmiş... Bu nedir diye bir bakmış ki; altın. Ve baklavanın her diliminin altında bir tane altın... Yahudi bu duruma anlam veremese de ertesi gün tekrar aynı yere gitmiş ki; aynı adamı görür müyüm diye... Bakmış ki adam orada... Demiş ki; "Sen her akşam burada olacaksan, biraz indirim yap da ben her akşam alayım bu baklavaları senden." Tıkandı Baba kabul etmiş ve her akşam baklavayı Yahudi'ye satmaya başlamış.
Sultan Mahmut, bir ay baklava gönderdikten sonra; "Bakalım Tıkandı Baba şimdi ne durumda?" deyip adamlarıyla beraber tutmuş kahvenin yolunu. Fakat bu kez kıyafet değiştirmeden... Sultan Mahmut bakmış ki; Tıkandı Baba aynı tas aynı hamam. Ne uzamış ne kısalmış. Yine aynı kahvehanede, ekmek kavgasında... Sultan Mahmut, Tıkandı Baba'yı yanına çağırtıp sormuş:
- Tıkandı Baba sana yolladığım baklavaları almadın mı?
Tıkandı Baba biraz mahcup:
- Geldi hünkârım, demiş. Ben de satıp ihtiyaçlarımı giderdim. Duacınızım.
Sultan Mahmut, bunu duyunca tebessüm etmiş. "Anlaşıldı Tıkandı Baba, sen gel bakalım benimle" demiş. Birlikte sarayın yolunu tutmuşlar. Saraya varınca Sultan Mahmut, Tıkandı Baba'yı doğruca hazine odasına götürmüş. Sultan Mahmut, Tıkandı Baba'nın eline bir kürek tutuşturup:
- Baba daldır bakalım küreği istediğin yere... Küreğin üzerinde ne kalırsa senindir, demiş.
Bunu duyan Tıkandı Baba öyle heyecanlanmış ki; küreği ters tuttuğunu fark etmemiş bile... Hızla küreği daldırıp çıkarmış ama ne çare? Kürek ters olunca üzerinde bir tanecik altın kalmış o da düştü düşecek... Derken o da düşmüş. Sultan Mahmut:
- Baba, demiş. Senin buradan nasibin yok! Sen şu bizim askerleri takip et. Onlar ne derse yap.
Tıkandı Baba boynunu büküp düşmüş askerlerin önüne... Sultan Mahmut askerlerden birini yanına çağırmış:
- Bu adamı alın Üsküdar'a götürün, demiş. Deyin ki; baba bir taş seç. Seçtiği taşa karışmayın. Sonra deyin ki; seçtiğin taşı fırlat. Tıkandı Baba taşı ne kadar uzağa atarsa; durduğu yerden taşı attığı yere kadar ona verin.
Askerler Tıkandı Baba'yı alıp Üsküdar'a götürmüş. Demişler ki baba bir taş seç. Tıkandı Baba sormuş "Ne için ki?" diye ama askerler bir şey söylememiş. Tıkandı Baba; şu büyüktü, şu küçüktü, şu yamuktu derken kocaman bir kayaya sarılmış demiş ki seçtiğim taş budur. Askerler demiş ki; "Baba sen şimdi bu taşı fırlat, ne kadar uzağa atarsan o kadar yer senindir." Bunu duyan Tıkandı Baba heyecanla seçtiği taşa atılmış, güç bela yerden kaldırmış. Fakat taşın ağırlığını direyemeyip elinde taş olduğu halde sırtüstü devrilmiş. Taş da üzerine düştüğünden oracıkta can vermiş. Askerler gidip durumu Sultan Mahmut'a anlattıklarında, Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş:
- Vermeyince Mabut, neylesin Mahmut?

26 Kasım 2012 Pazartesi

ÇEKİLİİİİİİŞ

Bumerang ödüllerinde ilk 3 'e kalan arkadaşımız serrose ( En Çalışkan Blog kategorisinde.)
Teşekkür çekilişi hazırlamış bizler için.Katılmak isterseniz detaylar burada tıklayın aşağıdaki bir birinden güzel hediyeleri kaçırmayın

HAYIRLI GECELERRRRRRRRRR


Kaybetmekten mi korkuyorsun; kaybet.

Düşmekten mi korkuyorsun; düş.

Yaralanmaktan mı korkuyorsun; yaralan.

Sonra iyileş.

Yeniden kalk.

Yeniden başla.

Yeniden sev.

Yeniden âşık ol.

Bir daha mı düştün?

Bir daha kalk.

Er ya da geç, beklediğin gelecek.

Er ya da geç aradığın seni bulacak.

Ama sen bir kez yıldın mı, korktun mu,
Maskeni yüzüne geçirip kalkanlarını kuşandın mı, o zaman bitecek.

Beklediğin her ne ise asla gelmeyecek!

Aret Vartanyan

25 Kasım 2012 Pazar

YORUCU GEÇEN GÜNÜN ARDINDAN



İki gündür çok yoğun geçen tempomdan sonra bu gün sıkılmış limon modundaydım.Dışarıya çıkmadım çok istememe rağmen kitap fuarınada gidemedim.Gözüm yemedi o yolu.Halbuki alacağım bir sürü kitap vardı neyse sağlık olsun diyelim.Ne mi yaptım bütün bir gün ?Nakışımı işledim yarın kursum var malum biraz hocamın gözüne gireyim dedim ama ha iğne ile kuyu kazmak ha hesap işi yapmak hiç bir farkı yok


O kadar uğraştım bir kareyi bile bitiremedim amaa her yerlerim tutuldu.Pes ettim bu gecelik bu kadar.Modelimi beğendinizmi?Bu arada bir sürü örgü blogu keşfettim modeller aldım.



Şimdi bu battaniye başladım ama daha çok çok güzelleride var.İnce işden yorulunca iyi oluyor yada misafirlikde hesap işi yapamıyorsunuz o zaman bu çerezlik işler devreye giriyor.
Güzel iki karikatürle postuma son veriyorum.Beğenirsiniz umarım




                                     
                                     SEYYAH HEPİNİZE HAYIRLI GECELER DİLER

24 Kasım 2012 Cumartesi

KINA & AŞURE &GELİN ALMA


Yorucu iki günün ardından karşınızdayım dünden beri başıma gelmeyen kalmadı desem yalan olmaz hani.Akşam çok sevdiğim bir arkadaşımın kına merasimi vardı.Bende akşam namazından sonra aşurelik buğdayımı ısladım bu güne kolaylık olsun diye.Çıkmadan altınıda yaktım kızımada sıkı sıkı tembih ettim yarım saat sonra altını kapat annecim dedim.Buraya kadar her şey normal gözüküyor değilmi.Ve ben kınaya gittim
Sonra efendim aptala malum olur derler ya aklıma geldi Güldehan a mesaj çektim.Kızım ocağın altını kapattınmı?
Kapattım anne ama bi on dakka geç kapatmışım....
Güldehan yandımı ?
Yokdaa koku çıksın diye camları açtım
Güldehan!.....
Yanmışta olabilir
Mesele anlaşıldı.
Başıma gelenlerin bunula bittiğini sanıyordumki gözüm benzin ibresine takıldı 10km benzin kalmış haydaaaaaaa
Çavuşbaşında benzinci yok neyse destek ekiplerle bu sorunu da halledip eve geldimki koku beni apartmanın kapısında sardı.Durum vahim.Tencerenin dibinde yaklaşık 2parmak kalınlığında yanık var.
Boşalttım içine karbonat atıp 2 kere kaynattım bu arada da milleti ayartmıştım bu kına burda bitmez Çamlıca ya gideceğiz diye birazdan aradılar hadi çamlıcaya.Eeeee şimdi arkadaşları kırmak olurmu. Tencereye olanca ilaçları sıkıp atladığım gibi arabaya Çamlıcaya bu güzel görüntü gece bir itibarı ile çekildi.
Evdeki işleri düşünmemeye çalışarak tadını çıkardım.
Gece 2 ye kadar tenceremi hallettim ve tekrar aşurelik buğdayımı koydum ocağa inat ettim o aşure pişecek ve bu gün sizlerler paylaşılacak.
                                                                   AŞURE
MALZEMELER:
Bir paket buğday       3Kaşık irmik                Kayısı                         Bir fincan gül şerbeti
Bir bardak nohut       Bir portakalın suyu        İncir                            Ve üzeri için kuru yemiş
Bir bardak fasulye     Bir bardak zemzem       Hurma
Bir fincan pirinç         Bir kg süt                      Fıstık dolmalık


Yapılışını uzun uzadıya anlatmayacağım o işi yemek blogları benim yerime yapıyor zaten.Önemli olan buğdayın iyice özleşmesi nohut ve fasulyenin ayrı ayrı haşalanıp sonra ilave edilmesi.Malum en az on çeşit olması gerekiyor.Ben bu sene ilk defa gül şerbetide koydum çok yakıştı.İndirmeye yakın güzelce bir yasini şerif okudum ,bereketli olsun diye birde vakıa süresi gözlerimide buharına tuttum.Oooooooh yemede yanında yat.
Saat 2de gelin almasına gideceğiz 12de -ben sadece aşureyi bitirebildim.Bu gün muhakkak yapmam şart bereket için .Velhasılı kelam o işide hallettim
Çavuşbaşından gelini alıp taşdelende düğünede gittim derken berbat bir trafiğin içinde buldum kendimi eve geldiğimde turşum çıkmıştı artık.Aşureyi dağıtmak lazım her ailenin sayılarına göre uygun kaplara aşureleri koydum (bknz ilk resim)
O kadar çok yoruldumki süslemeye enerjim kalmadı o yüzde kusuruma bakmayın.Bütün apartmana dağıttım.Allah kabul ederse
Hadi şimdide sizleri bekliyorum geç kalmayın biter sonra ona göre :)

23 Kasım 2012 Cuma

YARIN MUHARREM ON


      AŞURE GÜNÜ
Arkadaşlar kaç gündür dilimin döndüğünce Muharrem ayının bonuslu günlerinden bahs ettim size.Yarında manevi  bonusu çok özel bir gün.Ve ufak tefek yapmamız yaptığımızdada büyük bonuslar kazanacağımız şeyler var onlarıda paylaşmak istedim 


ÂŞÛRÂ GÜNÜ NELER YAPILIR?
• O gün, eve ufak-tefek erzak alınırsa, bir sene boyunca evde bereket olur.

• En az on müslümana birer selâm veya bir müslümana on defa selâm verilir. 
(selamünaleyküm)   (aleykümselam)

• Fakir fukarâ sevindirilir.

• O gün gusledenler, bir sene ufak-tefek hastalık görmezler.(duş almak)

• 10 defa şu duâ okunur: “Sübhânallâhi mil’el-mîzân. Ve müntehe’l-ılmi ve mebleğa'r-rızâ ve zinete'l-arş.”

• Âşûrâ gününe mahsus olmak üzere kuşluk vaktinde 2 rek'at namaz kılınır. Her rek'atte 1 Fâtiha, 50 İhlâs-ı Şerîf okunur.

Namazdan sonra da 100 defa şu salevât-ı şerîfe okunur:
“Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin ve Âdeme ve Nûhın ve İbrâhîme ve Mûsâ ve Îsâ vemâ beynehüm mine’n-nebiyyîne ve'l-mürselîn. Salevâtü'llâhi ve selâmühû aleyhim ecmaîn.”

• Öğle ile ikindi arasında 4 rek’at namaz kılınır. Her rek'âtte 1 Fâtiha, 50 İhlâs-ı Şerîf okunur. Namazdan sonra:
70 istiğfâr-ı şerîf, 70 salevât-ı şerîfe, 70 defa da “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyil-azîm” denilir. Sonra da ümmet-i Muhammed'in hidâyeti ve halâsı, kurtuluşu için duâ edilir. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)



Yapabildiklerimi yanımıza kar.Bu arada aşure pişerken gözlerinizi aşurenin buharına tutmayı da unutmayın.Yarın Allah izin verirse aşure dağıtacağım sakın  bana uğramayı unutmayın olurmu :)
Sonra size aşure kalmaz ise bana kızmayın

22 Kasım 2012 Perşembe

HAYIRLI CUMALAR

Cumamız mübarek dualarımız ve tövbelerimiz kabul olsun.Selamların en güzeli sizlerin üzerine olsun.

HZ. ÂDEM’İN TAVSİYELERİ

Âdem (a.s.), oğlu Şît’e (a.s.) beş nasihatte bulunmuş ve: “Sen de oğullarına tavsiye edersin.” demiştir. Bu nasihatler şunlardır:
1- Kalbini fâni olan dünyaya bağlama. Ben ebedî olan Cennete bağladım, Allâhü Teâlâ ona râzı olmadı ve beni oradan çıkardı.
2- İşlerini kadınların heveslerine uyarak yapma. Ben hanımımın bir anlık hevesine uydum, ağaçtan yedim pişman oldum.
3- Ne yaparsan sonunu düşün, ondan sonra yap. Eğer ben işin sonunu düşünse idim, böyle olmazdı. (Cennetten çıkarılmazdım)
4- Kalbinin rahatsızlık hissettiği ameli terk et. Ben ağaçtan yediğimde gönlüm bundan rahatsız idi de yine de yedim, pişman oldum.
5- Ne yaparsan danışıp yap. Eğer ben meleklere danışsa idim başıma böyle şeyler gelmezdi.

Cuma günü yapılan ibadetlere,başka günde yapılanların,en az iki katı sevap verilir.Buna karşılık,Cuma günü işlenen günahlar da iki kat yazılır.
(seyyah)

ÜMRANİYE KÜLTÜR SANAT MERKEZİNDE BİR MESNEVİ DERSİ

Ümraniye Belediyesinin aylık  çok güzel programları var söyleşiler ,konserler,tiyatrolar,sinamalar daha neler neler.Düzenli olarakda mesaj gelir telefonuma ama uzun zamandır gitmek bir türlü nasip olmamıştı.Bu akşam komşum hadi seyyahım gel b u akşam mesnevi sohbetine gidelim deyince dayanamadım hemde şeytanın bacağını kırayım dedim ve gittim iyikide gitmişim.Çok güzel bilgiler verdi Ali Taşçı.Ceylan ile Eşşeğin hikayesini anlattı eğer merak ederseniz burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz.


Dostoyevski hakkında bilmediğim şeyler öğrendim.yazar ölüm cezasına çarptırılıyor.son anda idam cezasından kurtuluyor yalnız bu hazırlıkları izlemek dostoyevskide çok derin izler bıırakmış bundan sonrada kendini yazmaya vermiş.En güzel eserlerinide Suç ve Ceza gibi bundan sonra yazmış işde böyle dolu dolu bir akşam geçirmiş oldum.
Bundan sonra muhtelif konferanslarıda kaçırmamayı düşünüyorum.Seyyahdan bu akşamlık haberler bu kadar.
MEVLANA DAN SEÇMELER

Başkalarına imrenme, çok kimseler var ki senin hayatına imreniyorlar.

Bazen diyorum ki; “ne olacak söyle gitsin”.. Sonra diyorum; “Söyleyince ne olacak, sus bitsin”
Bir kişi Allah’tan başka kimseye ihtiyacı olmadığına inanırsa; Allah da onu başkasına muhtaç etmez

Cebi zengin fakat ruhu fakir olan insanın hali çok rezil! Çünkü o; herşeyin fiyatını bilir, değerini değil.

Dün çimen benim ayaklarımın altında idi bugün üstümde bitiyor. Görüyor musun? Toprak günahlardan başka herşeyi örtüyor

21 Kasım 2012 Çarşamba

ALMAN PASTASI

ŞEKLİ BOZUK ALMAN PASTASI :)


Şimdi efendim şekli düzgün Alman Pastasını her kez yapar iş şekli bozuk Alman Pastası yapıp bide bunu hiç çekinmeden sizlerle paylaşmak işde bu marifet.
Aslına bakarsanız paylaşmayacaktım ama şimdi kendime bir bardak çay doldurdum yanınada şekil B de gözüken pastayıda alıp yemeye başladım (ayıptır söylemesi)baktım şekli bozuk ama lezzeti yerinde bu lezzetten sizleri mahrum bırakmayayım dedim.
Aslına bakarsanız bu tarif benim yıllar önce gençkızken yaptığım bir tarifdi.Nasıl olduda atmadım nasıl buldum hala bende inanamıyorum.Demekki bu tarifin gün yüzüne çıkması gerekiyormuş.
Haydi buyrun tarife

MALZEMELER;
3YUMURTA
2FİNCAN ŞEKER
1.5 BARDAK KEKUN

KREMASI İÇİN
YARIM LİTRE SÜT
2KAŞIK BUĞDAY NİŞASTASI
2KAŞIK UN
100GR YAĞ
1FİNCAN ŞEKER



YAPILIŞI
1_EFENDİM MALUMUNUZ YUMURTA VE ŞEKER ÇIRPILIR.SONRA KEKUN İLAVE EDİLİR.ÖNCEDEN YAĞLAYIP UNLADIĞIMIZ KALIBIMIZA KOYUP FIRINA VERİLİR.
2_TARİFDEKİ MALZEMELERE GÖRE KREMA PİŞİRİLİR İÇİNE MARGARİN İLAVE EDİP GÜZELCE MİKSERLE ÇIRPILIR
YALNIIIIIIIIIIIZ YAĞI BENCE BİRAZ AZALTIN.YANİ 100GR YERİNE PEKALA 50GR DA OLABİLİR.HİÇ BİRİMİZİN EKSTRA YAĞA İHTİYACI YOK SONUÇTA.
3_NEYSE EFENDİM KEKİMİZ PİŞİNCE BENİM GİBİ HİPERAKTİFLİK YAPIP TAM SOĞUMADAN KALIPDAN ÇIKARMAYA UĞRAŞMAYIN SONRA ŞEKİL A DAKİ GİBİ PARÇALANABİLİYOR.
4_SOĞUYUNCA KEKİMİZİ ORTADAN İKİYE BÖLÜP HAZIRLADIĞIMIZ KREMAYI ARASINA SÜRELİM ÜSTÜNEDE BOLCA PUDRA ŞEKERİ EKELİM
5_AFİYETLE YİYELİM
NOT;ŞEKERSİZ ÇAY LA NEFİS OLUYOR TEST EDİLDİ ONAYLANDI :)

BİRAZ GÜLELİM,BİRAZ DÜŞÜNELİM







KEŞKE BU MÜMKÜN OLABİLSE DELETE BASSAK VE SIFIRLANSA TÜM HATALARIMIZ

20 Kasım 2012 Salı

PASTIRMALI,PEYNİRLİ ,ZEYTİN EZMELİ,NUTELLA LI MAYALI POĞAÇA


BÖYLEDE İSİM Mİ OLUR DEMEYİN SEYYAH YAPARSA OLUR.BU GÜN NAKIŞ GURUBUMDAN BİR ARKADAŞIMIZA KAHVALTIYA GİTTİK.ŞAHANE BİR POĞAÇA YEDİM VE HEMEN TARİFİNİ ALDIM SIRF SİZLER İÇİN.
GERÇİ BU GÜN BLOGLARI DOLAŞTIĞIMDA BİR SÜRÜ POĞAÇA TARİFİ VARDI AMA BEN DENEDİM GAYET GÜZEL OLDU.
SADECE MAL SAHİBİNE ÇEKER MİSALİ BİRAZ BÜYÜK YAPMIŞIM O KADAR ODA ACEMİLİK İŞDE BEN YEMEK BLOGU DEĞİLİMKİ CANIM:)
HER NEYSE BAŞLADIM YAPMAYA ÖNCE PEYNİRLİ YAPTIM SONRA GÜLDEHAN PASTIRMA LI İSTEDİ BİR KAÇTANE PASTIRMALI YAPTIM SONRA AKLIMA GELDİ BİR KAÇ TANESİNE ZEYTİN EZMESİ KOYDUM DERKEN AKLIMA GELDİ OLDU OLACAK BİRDE NUTELLA LI YAPAYIM DEDİM İŞDE YUKARIDAKİ BAŞLIK OLDU
NASILMI OLDU?
GAYETTE GÜZEL OLDU
KISA KESDE VER ARTIK ŞU TARİFİ DİYORSUNUZ HAY HAY HEMEN VERİYORUM

MALZEMELER;

YARIM LİTRE SÜT
2YUMURTA BİR TANESİNİN SARISI AYRILACAK
BİR PAKET YAĞ
BİR SİLME YEMEK KAŞIĞI TUZ
BİR SİLME YEMEK KAŞIĞI ŞEKER
YAKLAŞIK 800 GR UN( BİR PAKETTEN BİRAZ ARTTI)
BİR KARE DE YAŞ MAYA 

YAPILIŞI;
YAĞ ERİTİLİR,SÜT ,MAYA ,ŞEKER,İLAVE EDİLİR.
SONRA UN VE TUZ İLAVE EDİLİR
GAYET YUMUŞAK BİR HAMUR YAPILIP MAYALANMAYA BIRAKILIR
ONDAN SONRA MARİFET SİZİN ELLERİNİZDE
BENİMKİLER GİBİ BÜYÜK YAPMAYIN KİBAR KİBAR YAPIN OLURMU
SONRADA ÜZERİNE AYIRDIĞIMIZ YUMURTA SARISINI SÜRÜP FIRINA

ASLINA BAKARSANIZ BU GÜN BİRDE ALMAN PASTASI YAPTIM.20 YILDIR YAPMAMIŞTIM.ÇOK GÜZEL OLDU TADI AMA ŞEKLİ KAZAYA KURBAN GİTTİ ÇOK DÜZGÜN OLMADI.ONUN İÇİN PAYLAŞIP PAYLAŞMAMAYA KARAR VEREMEDİM
NEYSE ŞİMDİLİK BU TARİFLE İDARE EDİN

SEYYAH HAYIRLI GECELER DİLER
Canım İstanbul
Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.
Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.
Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
Ve kavuşmuş rüyalar, onda, onda misale.

İstanbul benim canım;
Vatanım da vatanım...
İstanbul,
İstanbul...

Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...
Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...
Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare? ..
Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...

O manayı bul da bul!
İlle İstanbul'da bul!
İstanbul,
İstanbul...

Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.
Oynak sular yalının alt katına misafir;
Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.
Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...
Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
Cumbalı odalarda inletir ' Katibim'i...

Kadını keskin bıçak,
Taze kan gibi sıcak.
İstanbul,
İstanbul...

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...
Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.
Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
Hala çığlıklar gelir Topkapı Sarayından.
Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Gecesi sünbül kokan
Türkçesi bülbül kokan,
İstanbul,
İstanbul...
 
Necip Fazıl Kısakürek
Yine İstanbul sevgim kabardı.istanbul seyyah seni çok seviyor

19 Kasım 2012 Pazartesi

KOLTUK ŞALI


 Eveeeeeet şu dakika itibarı ile koltuk şalımı bitirdim.Aslına bakarsanız sabr edip kırlentleri ile birlikde paylaşacaktım ama onlar henüz dikilmeden gelmediler bende beklemeden paylaşmak istedim nasıl beğendinizmi güzel olmuşmu.Ne yalan söyleyeyim ben beğendim.Bunu yayınlar yayınlamaz puf için örmeye başlayacağım oldu olacak takım olsunlar.Bu ara bi yün örme merakım var daha doğrusu çok ince nakışlar yapınca akşamları daha az yorucu bir iş yapmak istiyor insan.Yün işi beni çok rahatlatıyor.Tam bir stres atma aracı

Sıcağı sıcağına yayınladıktan sonra seyyah hepinize hayırlı geceler diler.


Karamel onun resmini çekmedim diye çok kırılmış,hemen poz verdi bana bende kıramadım onu :)

BİRAZ DA GÜLELİM










MUHARREM AYI VE AŞURE GÜNÜ


asure gunu  resimleri

"Şehrullahi'l-Muharrem" olarak meşhur olan, yani "Allah'ın ayı Muharrem" olarak bilinen Muharrem ayı, İlahi bereket ve feyzin, Rabbani ihsan ve keremin coştuğu ve bollaştığı bir aydır.

Allah'ın ayı, günü ve yılı olmaz, ancak Allah'ın rahmetine ermenin önemli bir fırsatı olduğu için Peygamberimiz s.a.v. tarafından bu şekilde ifade edilmiştir.

Âşura Günü ise Muharrem'in 10. günüdür. Âşura Gününün Allah katında ayrı bir yeri vardır. Bugünde Cenâb-ı Hak on peygamberine on çeşit ikramda bulunmuş ve kudsiyetini arttırmıştır. Bu günlerde oruç tutmak çok faziletlidir. Hicrî Senenin ilk ayı olan Muharrem ayının 10. günü Âşura Günüdür. Muharrem ayının diğer aylar arasında ayrı bir yeri olduğu gibi, Âşura Gününün de diğer günler içinde daha mübarek ve bereketli bir konumu bulunmaktadır.Bu mubarek günü önümüzdeki cumartesi günü idrak edeceğiz ehemmiyetine binaen şimdiden paylaşıyorum bilgileri.
Allah nasip ederse cumartesi günü aşurelerimizi yapacağız.Ozamanda tarifini paylaşırım inşallah

Âşura Gününün Allah katında da çok seçkin bir yerinin olduğunu Fecr Sûresinin ikinci âyeti olan "On geceye yemin olsun" ifâdelerinin tefsirinden öğrenmekteyiz. Bazı tefsirlerimizde bu on gecenin Muharrem'in Âşurasine kadar geçen gece olduğu beyan edilmektedir.(1)Cenâb-ı Hak bu gecelere yemin ederek onların kudsiyet ve bereketini bildirmektedir.

Bugüne "Âşura" denmesinin sebebi, Muharrem ayının onuncu gününe denk geldiği içindir. Hadis kitaplarında geçtiğine göre ise, bu güne bu ismin verilmesinin hikmeti, o günde Cenâb-ı Hak on peygamberine on değişik ikram ve ihsan ettiği içindir.

Bu ikramlar şöyle belirtilmektedir:
1- Allah, Hz. Musa'ya a.s. Âşura Gününde bir mucize ihsan etmiş, denizi yararak Firavun ile ordusunu sulara gömmüştür.
2- Hz. Nuh a.s. gemisini Cûdi Dağının üzerine Âşura Gününde demirlemiştir.
3- Hz. Yunus a.s. balığın karnından Âşura Günü kurtulmuştur.
4- Hz. Âdem'in a.s. tövbesi Âşura Günü kabul edilmiştir.
5- Hz. Yusuf kardeşlerinin atmış olduğu kuyudan Âşura Günü çıkarılmıştır.
6- Hz. İsa a.s. o gün dünyaya gelmiş ve o gün semâya yükseltilmiştir.
7- Hz. Davud'un a.s. tövbesi o gün kabul edilmiştir.
8- Hz. İbrahim'in a.s. oğlu Hz. İsmail o gün doğmuştur.
9- Hz. Yakub'un a.s. oğlu Hz.Yusuf'un hasretinden dolayı kapanan gözleri o gün görmeye başlamıştır.
10- Hz. Eyyûb a.s. hastalığından o gün şifaya kavuşmuştur.(2)

Peygamberimiz a.s.v eşinin belirttiğine göre, Kâbe’nin örtüsü daha önceleri Âşura gününde değiştirilirdi.

İşte böylesine mânalı ve kudsî hâdiselerin yıldönümü olan bu mübarek gün ve gece, Saadet Asrından beri Müslümanlarca hep kutlana gelmiştir. Allah dostları bugünlerde ibadet için daha çok zaman ayırmışlar, başka günlere nisbetle daha fazla hayır hasenatta bulunmuşlardır. Çünkü Cenab-ı Hakkın bugünlerde yapılan ibadetleri, edilen tövbeleri kabul edeceğine dair hadisler mevcuttur.

Âşura Gününde ilk akla gelen ibadet ise, oruç tutmaktır. Muharrem ayı ve Âşura Günü, Ehl-i Kitap olan Hıristiyan ve Yahudiler tarafından da mukaddes sayılırdı. Nitekim, Peygamberimiz s.a.v. Medine'ye hicret buyurduktan sonra orada yaşayan Yahudilerin oruçlu olduklarını öğrendi.

"Bu ne orucudur?" diye sordu.
Yahudiler, "Bugün Allah'ın Musa'yı düşmanlarından kurtardığı Firavun'u boğdurduğu gündür. Hz. Musa a.s. şükür olarak bugün oruç tutmuştur" dediler.
Bunun üzerine Resulullah Efendimiz s.a.v. de "Biz, Musa'nın sünnetini ihyaya sizden daha çok yakın ve hak sahibiyiz" buyurdu ve o gün oruç tuttu, tutulmasını da emretti.(3)

Aşûra günü yalnız ehl-i kitap arasında değil, Nuh Aleyhisselâmdan itibaren mukaddes olarak biliniyor, İslam öncesi Cahiliye dönemi Arapları arasında İbrahim Aleyhisselâmdan beri mukaddes bir gün olarak biliniyor ve oruç tutuluyordu.

Bu hususta şöyle nakledilir:
"Âşûrâ, Kureyş kabilesinin Cahiliye döneminde oruç tuttuğu bir gündü. Resulullah Efendimiz s.a.v. de buna uygun hareket ediyordu. Medine'ye hicret edince bu orucu devam ettirmiş ve başkalarına da emretti. Fakat Ramazan orucu farz kılınınca kendisi Âşûrâ gününde oruç tutmayı bıraktı. Bundan sonra Müslümanlardan isteyen bugünde oruç tuttu, isteyen tutmadı." '(4)

O zamanlar henüz Ramazan orucu farz kılınmadığı için Peygamberimiz s.a.v. ve Sahabileri vacip olarak o günde oruç tutuyorlardı. Ne zaman ki, Ramazan orucu farz kılındı, bundan sonra Peygamberimiz s.a.v. herkesi serbest bıraktı. "İsteyen tutar, isteyen terk edebilir" buyurdu.(5) Böylece Âşura orucu sünnet bir oruç olarak kalmış oldu.

Bir zat Peygamberimiz s.a.v. e geldi ve sordu:
Ya Rasulullah"Ramazan'dan sonra ne zaman oruç tutmamı tavsiye edersiniz?"
Peygamberimiz s.a.v. "Muharrem ayında oruç tut. Çünkü o, Allah'ın ayıdır. Onda öyle bir gün vardır ki, Allah o günde bir kavmin tevbesini kabul etmiş ve o günde başka bir kavmi de affedebilir" buyurdu.(6)

Yine başka bir hadiste Peygamberimiz s.a.v. şöyle buyurmuşlardır:
"Âşura Gününde tutulan orucun Allah katında, o günden önce bir senenin günahlarına keffaret olacağını kuvvetle ümit ediyorum."(7)

"Ramazan ayından sonra en faziletli oruç, Allah'ın ayı olan Muharrem ayında tutulan oruçtur”(8) hadis-i şerifi ise, bu günlerde tutulan orucun faziletini ifade etmektedir.
Bu hadislerin izahın da İmam-ı Gazali, "Muharrem ayı Hicrî senenin başlangıcıdır. Böyle bir yılı oruç gibi hayırlı bir temele dayamak daha güzel olur. Bereketinin devamı da daha fazla ümit edilir" (9)demektedir.

Fakat Yahudilere benzememek, gerekse orucu tam Âşura Gününe denk getirmemek için, Muharrem'in dokuzuncu, onuncu ve on birinci günlerinde oruç tutulması tavsiye edilmiştir. Bunun için, müstehap olan, aşure Gününü ortalayarak, bir gün önce veya bir gün sonra oruç tutmaktır.

Bilhassa, Peygamberimiz s.a.v. mü'minin aile efradına Âşura Gününde her zamankinden daha çok ikramda bulunmasını tavsiye etmiştir. Bîr hadiste şöyle buyurular: "Her kim Aşura Gününde ailesine ve ev halkına ikramda bulunursa, Cenab-ı Hak da senenin tamamında onun rızkına bereket ve genişlik ihsan eder."(10) Bu aile mefhumunun içine akrabalar, yetimler, kimsesizler, konu komşular da girmektedir. Fakat, herkes imkânı ölçüsünde ikram eder.
Muharrem ayı ve aşüre gününün hayırlı olmasını Allah’tan niyaz ederim.

1- Hak Dini Kur ân Dili. 8 5793.
2- Sahih-i Müslim Şerhi, 6.140.
3- İbn-i Mace, Sıyam,31
4- BuhariSavm,69
5- Müslim, Sıyam,117
6-Tirmizi, Savm,40
7-Tirmizi, Savm,47
8- İbn-i Mace, Sıyam,43
9- İhya, İmam Gazzali,1,238
11-Et-Tergib ve’l-Terhib,2,116
Bu sene Muharremi Şerifin 10.günü 24kasım  cumartesi günü

18 Kasım 2012 Pazar

MÜŞFİK KENTER'DEN BİR ŞİİR...




Hep bir yerlere ,bir şeylere yetişme teleşındasınız değil mi?
Hiç vaktiniz yok,
'Fast live,fast food,fast music,fast love...
Dikte ettirilen yükselen değerler,
'in'ler,out'lar....

Buna benzer bir odada,
şanslıysanız,gökyüzünü görebilen
bir pencere ardında bitecek hepsi.

Dostluğu klavyelerinde,yaşamı monitörlerinde arayanlar,
Size sesleniyorum!

Hangi tuş daha etkilidir kisıcacık bir gülüşten
yada hangi program verebilir,bir ağaç gövdesinde uyumanın keyfini?
Copy -paste yapabilirmisiniz
dalgaların sahille buluşmasını?
İçinizi ısıtan gün ışığını gönderebilir misiniz,
mail'le arkadaşınıza

Sevgiyi tuşlarla mı yazarsınız?
Öpüşmek için hangi tuşlara basmak gerekir?
Ya da geri dönüşüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman?

Doğayı bilgisayarlarına döşeyenler,
neden görmezsiniz
bahçedeki akasyanın tomurcuklandığını?
Ve ıslak toprak kokusu varmı dır
dosyalarınızın arasında?

Bilgi toplumu oldunuz da,
duygu toplumu olmanıza megabaytlarınız mı yetmiyor?

Koklamak ,duymak,dokunmak,
yokmu yaşam skalanızda?



Bu gün eski arşivlerimizi ayıklarken bu şiir geçti elime.Ben çok beğendim bakalım siz beğenecekmisiniz?
SEYYAH HAYIRLI GECELER DİLER :)

17 Kasım 2012 Cumartesi

ASIL ZENGİNLİK


Günlerden bir gün bir baba ve zengin ailesi oğlunu köye götürdü.Bu yolculuğun tek amacı vardı,insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek.Çok fakir bir ailenin çiftliğinde bir gün ve gece geçirdiler.
Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu,
"İnsanların ne kadar fakir olabildiklerini gördün mü?"
"Evet"
"Ne öğrendin peki"
Oğlu cevap verdi,
"Şunu gördüm:bizim evde bir köpeğimiz var onlarınsa dört.Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var,onlarınsa sonu olmayan dereleri.Bizim bahçemizde ithal lambalarımız var ,onlarınsa yıldızları.Bizim görüş alanımız ön avluya kadar,onlarsa bütün bir ufku görüyorlar."
Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı
Oğlu ekledi,
"Teşekkür ederim baba ,ne kadar fakir olduğumuzu gösterdiğin için"


SEYYAH HEPİNİZİN MUTLU HAFTA SONLARI GEÇİRMENİZİ TEMENNİ EDER
       SAĞLIK VE SEVGİYLE KALIN


SON ALDIĞIM HABERLERE GÖRE DEĞMESİN YAĞLI BOYA BLOGUNDA ÇOK GÜZEL BİR ÇEKİLŞ VAR ARKADAŞLAR

Bu güzel çekilişe katılmak istiyorsanız tıklayın arkadaşlar.Benden söylemesi kaşırmayın

15 Kasım 2012 Perşembe

CUMANIZ MUBAREK OLSUN

                  “Ezân ile kâmet arasında yapılan duâ reddolunmaz.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvûd)



ÂFİYET İSTEMEK

Resûlullah Efendimiz (s.a.v): “Ezan ve kamet arasında yapılan duâ geri çevrilmez.” buyurdular. Orada bulunanlar “Nasıl duâ edelim?” diye sorunca Resûlullah (s.a.v) “Allâhü Teâlâ’dan dünya ve âhirette afiyet isteyin” buyurdular.
Diğer bir hadîs-i şerîfte şöyle buyrulmuştur: “Allâhü Teâlâ’dan istenen şeyler içinde onun en çok hoşuna giden, afiyet istenmesidir.”
Bir adam “Yâ Resûlallah! Hangi duâ daha faziletlidir?” diye sordu. Resûlullah (s.a.v) “Rabbinden sana, dünyada ve ahirette af ve âfiyet nasip etmesini iste” buyurdu. Adam ikinci gün geldi, tekrar aynı şeyi söyledi. Üçüncü gün yine geldi ve tekrar aynı şeyi söylerek Allâhü Teâlâ sana dünyada af ve âfiyet verirse kurtuldun demektir buyurdu.
Bir diğer hadîs-i şerîfte Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allahümme innâ nes’elüke’l-muâfâte fi’ddünyâ ve’l-âhireti: Kulun ‘Allâh’ım! Senden dünyada ve ahirette âfiyet istiyorum’ demesinden daha faziletli bir duâ yoktur.”
Ashâb-ı Kirâm’dan Irbâz bin Sâriye’nin (r.a.) yaşı oldukça ilerlemişti. Vefât etmeyi çok istiyor ve Allâhü Teâlâ’ya: “Yâ Rabbi, yaşım ilerledi, kemiklerim inceldi, beni nezdine kabûl buyur.” diye duâ ederdi. Şöyle anlattı:
Bir gün Şam mescidinde namaz kıldıktan sonra yine rûhumun alınması için duâ ediyordum. Bu sırada gâyet güzel bir delikanlı geldi, üzerinde yeşil bir kaftan vardı.
Bana “Niçin böyle duâ ediyorsun.” dedi.
Ben “Ya nasıl duâ edeyim.” dedim.
O “Yâ Rabbi, amelimi de ecelimi de güzel kıl” diye duâ et. dedi.
Ben “Allâh sana rahmet etsin, kimsin.” dedim.
“Ben mü’minlerin göğüslerinden hüznü çıkaran meleğim.” dedi. Sonra tekrar dönüp baktığımda kimseyi göremedim.
SEYYAH HAYIRLI GECELER DİLER
       

MİM


MİMLENMİŞİM HABERİM YOK

Selmanın blogunda gezerken mimlendiğimi fark ettim .Uzun zamandır mim yapmıyorum becerebilirmiyim bilmem.Deneyelim bakalım.

Hayatınız bir film olsa hangi filmde başrol olmak isterdiniz?
Benim hayatım zaten film gibi ama hangi filmde baş rol oynamak istediğime gelince bir düşüneyim bakalım hiç aklıma gelmiyor ben her halde kendi hayatımı kaleme alıp onda baş rol oynardım :)

Sizi anlatan en iyi, en unutulmaz film sahnesi ne olurdu?
Fetih filminde topları yapan hatun kişi olurdum her halde

Binlerce film sahnesi içinde sizi en etkileyen sahne?
İstanbulun fethi filminde Ulu Batlı Hasanın bayrağı İstanbul semalarına  diktiği sahne

Fetih 1453 : poster

Favori film müzikleri
"Love Story"
İlk seyrettiğim sinama filmiydi
birde     grease müzikali




Benden bu kadar.HAYIRLI AKŞAMLAR

14 Kasım 2012 Çarşamba

                   HAYIRLI SABAHLAR
              TÜM GÖNÜL DOSTLARINA


MUHARREM AYI




MUHARREM AYI

Tevbe Sûresi’nin, 36. âyet-i kerîmesinde; (meâlen)
“Muhakkak ki; Allâhü Teâlâ katında ayların sayısı, Cenâb-ı Hakk'ın kitabında gökleri ve yeri yarattığı günden beri on ikidir. Bunlardan dördü haram olanlardır...” buyrulmuştur. Bu aylar Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Receb aylarıdır. Bunlara eşhuru hurum; (haram aylar) denilir.
Bu aylarda yapılan isyanın günahı diğerlerinden daha şiddetli, ibadetin sevabı diğerlerinden daha kıymetli olduğundan öbür aylardan daha fazla hürmet edilmesi lâzım gelir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Muharrem ayından bir gün oruç tutan kimseye, bir gününe karşılık otuz günlük sevab vardır.” buyurmuştur.
Bir başka hadîs-i şerîfte; “…Ramazan orucundan sonra oruçların en faziletlisi Muharrem ayında tutulan oruçtur.” buyrulmuştur.
MUHARREMİN 1’ İLE 10’U ARASINDA KILINACAK NAMAZ
Muharrem ayının 1’i ile 10’u arasında bir defa olmak üzere, 2 rek’atte bir selâm vererek 6 rek’at namaz kılınır. Bu namaz akşamla yatsı arasında kılınabileceği gibi, bu vakitte kılınamadığı takdirde yatsıdan sonra da kılınabilir. Namaza şöyle niyet edilir:
“Niyet eyledim Yâ Rabbi senin rızâ-yı şerîfin için namaza. Herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veyâ herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise bu hakkın ödenmesi için.” Allâhü Ekber…
1. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Âyetü’l-Kürsî, 11 İhlâs-ı Şerîf.
2. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 10 İhlâs-ı Şerîf.
3. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 1 Elhâkümü’t-tekâsür, 11 İhlâs-ı Şerif.
4. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 10 İhlâs-ı Şerîf.
5. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 3 Kul yâ eyyühe’l-kâfirûn, 11 İhlâs-ı Şerîf.
6. rek’atte: 1 Fâtiha-i Şerîfe, 10 İhlâs-ı Şerîf okunur. Namazdan sonra duâ edilir. (Duâ ve İbâdetler)

Blog'umda en çok görmek istediğiniz konu